AstraZeneca ve HUTCHMED'in ortak geliştirdiği osimertinib (marka adı Tagrisso) ve savolitinib (marka...

Diyabet hastalarında kan şekerini düşüren SGLT2 inhibitörleri (empagliflozin, dapagliflozin, canagliflozin gibi ilaçlar), son on yılda kanser araştırmalarında hızla yayılan bir konu haline geldi. Ancak Frontiers in Oncology dergisinde 21 Ekim 2026’da yayımlanan kapsamlı bir bibliyometrik analiz, bu ilaçların doğrudan kanser tedavisi olarak kullanılabileceğine dair klinik kanıtların henüz yeterli olmadığını ortaya koydu.
Çalışma, 2014’ten 2025’e kadar Web of Science ve PubMed veritabanlarından toplanan 346 yayını inceledi. Bu süreçte yıllık yayın sayısı 4’ten 101’e yükseldi; özgün araştırma makaleleri ise 3’ten 67’ye çıktı. Araştırma, dört ana kulvarda ilerledi: kanser güvenliği, doğrudan tümör karşıtı mekanizmalar, gerçek dünya kanser sonuçları ve kardiyoloji-onkoloji (kanser tedavisinin kalbe zararını azaltma) desteği.
Bilimsel olarak en olgunlaşmamış alan, doğrudan tümör küçültücü etkidir. Karaciğer kanseri modellerinde canagliflozin’in glikoz alımını ve tümör damarlanmasını azalttığı gözlendi; böbrek kanseri-sunitinib fare modelinde dapagliflozin, kalp hasarını azaltırken sunitinib’in tümör hassasiyetini artırdı. Yine de araştırmacılar, laboratuvarda tümör büyümesini durduran ilaç dozlarının, onaylı insan dozlarında ulaşılan kan düzeylerini aşabildiğini ve tümörde SGLT2 proteininin bulunmasının tek başına tedavi edilebilirlik anlamına gelmediğini vurguladı.
Gözlemsel çalışmalar, SGLT2 inhibitörü kullananlarda karaciğer ve böbrek kanseri görülme sıklığının daha düşük olabileceğini gösterdi; ancak araştırmacılar bu sonucların diyabetin ağırlığı, tedavi seçimi ve sağlık hizmetine erişim gibi faktörlerle bozulabileceği uyarısını yaptı. Mendelian randomizasyon ve gözlemsel analizler prostat kanseri açısından da bir sinyal buldu, ancak genetik araçlar ömür boyu hedef baskılanmasını, klinik kohortlar ise daha kısa süreli maruziyeti ölçtüğünden ikisi aynı etkiyi tahmin etmez. Hormon tedavisi ortamında SGLT2 inhibitörü kullanımı tedavi başarısızlığını geciktirdi, ancak genel ve kansere özgü hayatta kalımda belirgin fark görülmedi.
“Mevcut klinik kanıtlar heterojen; hiçbir genel sınıf düzeyinde kanser riski artışı kanıtlanmamış olsa da, nadir olaylar, organa özgü riskler, tek ilaca özgü etkiler ve uzun gecikme dönemleri açısından belirsizlik devam ediyor.”
SGLT2 inhibitörleri kanseri önler mi? Hayır. Gözlemsel veriler bazı kanserlerde daha düşük riskle bağlantılı olsa da, bu bulgular henüz nedensel bir koruma kanıtı oluşturmuyor.
Kanser hastaları bu ilaçları kullanabilir mi? Kardiyoloji-onkoloji alanında, antrarsiklin (kemoterapi) alan hastalarda SGLT2 inhibitörlerinin kalp hasarını azalttığına dair sinyaller var; ancak EMPACARD-PILOT çalışması küçük olduğundan rastgeleli bir deneme yerini almadıkça kesin bir tavsiye verilemiyor.
Bu ilaçlar doğrudan tümör küçültür mü? Laboratuvar modellerinde mekanizmalar öneriliyor, ancak onaylı dozlarda ulaşılan kan düzeyleri tümör büyümesini durdurmak için yeterli olmayabilir.
Analiz, SGLT2 inhibitörlerinin onkolojideki yerinin hızla genişlediğini, ancak araştırma yoğunluğunun klinik kanıtın olgunluğundan daha hızlı büyüdüğünü gösteriyor. İlaça özgü analizler, klinik olarak ulaşılabilen dozlar ve kansere özgü sonlanım noktalarıyla tasarlanacak rastgeleli çalışmalar, bu hipotezleri gerçeğe dönüştürmek için zorunlu.
Yorum Yapın