Böbrek kanseri "sinsi" geliyor

3 (363) Böbrekler, karnın arka duvarında yerleşmiş olduklarından dolayı çoğunlukla erken evrede belirti vermemektedir.

Üroonkoloji Derneği Genel Sekreteri ve Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Sözen, böbrek kanserinin sinsi bir hastalık olduğunu belirterek, "Böbrek kanserlerinin yüzde 50’den fazlası rastlantısal olarak saptanıyor" dedi.

Yaptığı açıklamada Sözen, her yıl yaklaşık 200 bin kişinin yeni böbrek kanseri (renal hücreli karsinum) tanısı aldığını, 100 bin hastanın da böbrek kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.

Böbrek kanserlerinin sık görülen ve ölüm oranı yüksek ürolojik tümörlerden biri olduğunu ifade eden Sözen, yetişkinlerde görülen tümörlerin yaklaşık yüzde 3’ünden böbrek kanserlerinin sorumlu olduğunu belirtti. Sözen, böbrek kanserlerinin "ürogenital kanserler içerisinde prostat ve mesane kanserlerinden sonra 3. sırada yer aldığına" dikkati çekti.

Böbrek kanserlerinin sinsi gelişen ve ilerlerken çok fazla belirti vermeyen bir hastalık olduğunu vurgulayan Sözen, "Böbrek kanserlerinin yaklaşık yüzde 50’den fazlası rastlantısal olarak saptanıyor" diye konuştu. Sözen, bu durumun, erken tanı ve tedavi olasılığını olumsuz etkilediğini belirterek, şunları kaydetti:
"Maalesef, olguların ortalama yüzde 20-30’u tanı konulduğunda metastatik bir yapıdadır. Organa sınırlı kalan durumlar da yapılan tedaviye rağmen yüzde 20-40 oranında metastaz gelişmektedir. Tanı almış böbrek kanserleri hastalarının yüzde 40’ı, mevcut hastalıklarından dolayı yaşamlarını yitirmektedir.

Böbrekler, karnın arka duvarında yerleşik olmalarından dolayı genellikle erken evrede belirti vermemektedir. Yan tarafta ağrı, kanlı idrar yapma ve ele kitle gelmesi gibi şikayetler görülebilir. Genellikle ileri evrede kilo kaybı, ateş, gece terlemeleri görülmektedir."
Hastalığın tedavisinde erken tanının çok önemli olduğunu belirten Sözen, bu gibi belirtilerle karşılaşan kişilerin mutlaka en kısa süre içinde uzman hekime başvurması gerektiği uyarısında bulundu.

Sözen, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografinin kullanımının artmasıyla birlikte rastlantısal saptanan tümör oranının arttığını belirterek, "Yüksek teknolojinin kullanımı ile daha küçük boyutlu ve daha erken evrede saptanan tümörlerin sayısında da belirgin artış görülmektedir" dedi.

AİLE ÖYKÜSÜ, RİSKİ 4 KAT ARTIRIYOR
Böbrek kanserinde genetik faktörlerin önemli bir etken olduğunu anlatan Sözen, "Ailesinde böbrek kanseri hikayesi bulunanlarda böbrek kanseri gelişme riski 4 kat daha fazladır" uyarısında bulundu. Sözen, bu kişilerin, diğer sağlıklı bireylerden çok daha fazla duyarlı olması ve çevresel risk faktörlerinden uzak durmalarını da önerdi.

Sözen, sigara kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam, et ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesinin de böbrek kanseri riskini artırdığına dikkati çekti.

Böbrek kanseri tedavisinde ise en etkili yöntemin "cerrahi" uygulama olduğunu, bunun açık ya da laparoskopi şeklinde yapıldığını belirten Sözen, laparoskopinin, hastalığın organla sınırlı kalması halinde standart bir tedavi haline geldiğini anlattı.

Küçük böbrek tümörlerinin tedavisinde, organ koruyucu yöntem olan ve sadece tümörlü alanın çıkarılmasını sağlayan "parsiyel nefrektomi"tekniğinin açık ya da laparoskopik olarak başarıyla uygulandığını ifade eden Sözen, şunları kaydetti:
"Son yıllardaki teknolojik gelişmeler, küçük böbrek tümörlerinin tedavisini ayaktan veya hastanede 1 gece kalınacak şekilde başarıyla uygulanabilmesini sağlamıştır. Tümörün dondurularak yok edilmesini sağlayan ’Kriyoablasyon’ veya tümörün ısıtılarak yok olmasına olanak veren ’Radyofrekans ablasyon’ gibi yöntemler, küçük ya da organa sınırlı tümörlerin tedavisinde önemli bir çığır açmıştır.

Böbrek kanserlerinin moleküler biyolojisinin ve genetik özelliklerinin daha iyi anlaşılması ile tümörün biyolojik davranışı önceden tahmin edilmektedir. Buna göre, spesifik olarak belli mekanizma ve yolları hedef alan çeşitli ajanlar geliştirerek metastatik böbrek kanseri tedavisinde daha iyi anti tümör etkinliğe sahip hedefe yönelik tedaviler kullanılmaya başlanmıştır."kaynak